14 Nisan 2013 Pazar

İsimsiz Mektuplar




Sevgili X,

...

Bana söylemek istediğin bir şey var mı? “ dedim… Sustu, hiçbir şey söylemedi. İnsanlar, günde 400 kelime ile konuşuyor;  kendini tekrar etmemek için sustuğunu düşünüyorum.  Belki de o kelimeler içerisinde en değerlilerini istedim ondan, bunlar öyle bir çırpıda söylenecek şeyler değillerdi... Sence çok fazla şey mi istiyorum? Belki de istemeyi bilmiyorum; daha önce hiçbir şeyi tüm kalbimle istemedim. Zaten içimde filizlenen tüm istekler, gerçekleşme ihtimalleri belirdiği anda yok olup gidiveriyorlar… 

Hatırlar mısın, eskiden Pazar sabahları balkondan mahalleye baktığımızda, sanki dünya her gün bizim için yeniden yaratılıyormuş gibi gelirdi. Her yeni günle birlikte bir macera romanının ilk sayfasına uyanıyorduk… Geçen perdeciye gidip simsiyah perdeler aldım.  Kendimi güneşin artık doğmadığına inandırmaya çalışıyorum. Çünkü eğer içerisi tekrar aydınlanacak olursa, ben bu ‘efkar müzesi’ni andıran evde bile kendime bir umut kırıntısı bulmayı başarıp onun peşine takılacağım ve yine gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ihtimal yüzünden perişan olacağım, biliyorum…

Ben, onu ilk görüşümde aslında kendi perişanlığımı görmüştüm…

Bak, yine çok konuştum… Bazen durursam herkes bana dönüp “Neden böyle birisin?” diye soracakmış diye çok korkuyorum. Eğer bir sessizlik anı yaşanır da birisi lafa girme ihtiyacı hisseder ve bana bu soruyu sorarsa, işte o zaman bütün sihir bozulacakmış gibi geliyor… Sana da aynısı olmuyor mu? Sahi sen nasıl yaşıyorsun, neler yapıyorsun? Zaten öğrenmişsindir; senin açılamadığın bi kız vardı ya… Ben o kıza senin ağzından mektuplar yazdım! Beni bağışla, birilerinin mutlu olmasına o kadar ihtiyacım vardı ki… Çok saçma olacak ama bir an o mektupları sanki senin dükkanın üstünde oturan o kız için değil de kendi sevdiğim kız için yazdığımı hayal ettim… Hep böyle yapıyorum, yazarlar kendilerini bu kadar açık etmemeliler!

Bazen böyle çok komik bir hikâye anlatmaya kalkıyorum da hikâyenin sonu gelmeden herkes ağlamaya başlıyor! İlk başlarda başka hayatlardan alıntılar yaptığım için güldürmekte başarılı oluyorum ama hikâye ilerledikçe tanıdığım gerçek insanlara tutunma mecburiyeti hissediyorum ve işte o zaman kendi hikâyem kazaktan sarkan bir iplik gibi tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Ne kadar güzel hikâyeler anlatırsam anlatayım, ne kadar güzel bir güne uyanırsam uyanayım en sonunda laf bir şekilde sonu güzel bağlanamayan bir eski zamanlar hikâyesine geliyor… Keşke elimden daha iyisi gelseydi.

Affet, yine söyleyeceklerimiz kalbimizden dilimize ulaşana kadar büyük badireler atlattı. Kelimeler yine en güzel çağlarını bizim sustuğumuz devirlerde yaşadı. Ve biz konuşmaya başladığımızda artık her şey için çok geçti… Ah, senin için daha iyisini yapabilseydim keşke! Sahi, o kız seni aradı mı? Aramadı değil mi? Yine benim başarısızlığım senin başarısızlığın oldu, gördün mü? Annem, ben aptalın teki gibi her seferinde en değerleri şeyleri kırmayı başardığımda “Bu çocuklar neden böyle?” diye sitem ederdi. Aslında senin bir suçun yoktu. Senin hiçbir zaman bir suçun olmadı ki zaten. Bu yüzden en masumumuz olarak en çok senin kızmaya hakkın var. Kızıyorsun da biliyorum. Her şeyi babamla ilişkilendirdiğim için… Oysa tüm bunlar benim şahsi aptallığım, farkındayım. Sonra… O beyaz eşya dükkanında tüm gün mutfak robotlarına ve tek kapılı buzdolaplarına baktığın için kızıyorsun… Seni aramadığım için kızıyorsun… Ve en çok da böyle umursamaz bir adam olup kendimi tükettiğim için kızıyorsun.

Kimse bu kadar uzun süre yaşıyormuş taklidi yapamaz kardeşim... En iyi oyuncular çocuk oyunculardır, kurulan dünyanın gerçekliğine kolayca inanırlar… Büyüdükçe bu dünyada gözle görülür noksanlıklar peydahlanır, kafanı çevirdiğin her yerde yanlış oynanan bir tirad görürsün. Sen de görmüşsündür… Onlar da gördüler… Herkes aynı hayatta yaşıyor, elbette görecekler…

Anlamışsındır, bunca zaman sonra birden bire sana mektup yazmamın sebebi, seni çok özlemem değil. Evet, seni özlüyorum ama ben bunu aslında onun bana söyleyecek hiçbir şeyi olmadığı için yazıyorum. Ben sadece onun yerine de konuşmak istedim… Senin yerine… Ve başkalarının… Şimdi neden bu kadar geveze bir adam olduğumu anlıyor musun?

Komik olan ne biliyor musun, birazdan hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edeceğim.  Ama arada gözümü kapayacağım,  hatırladığım güzelliklerde bulacağım sizi. Sabah mahallede oynamaya çıktığımızda ya da üniversiteyi bitirdikten sonra,  iki bin bilmem kaç yılında, okulun oralarda bir yerde, onunla otururken hissettiğim o “sanki bir şeyler olacak” hissiyle hatırlayacağım sizleri. Belki bazen neden onu ne kadar sevdiğimi söyleyemediğimi,  yaşamaya istidadı olmayan biri olarak her şeyi ondan beklememin ne kadar büyük bir ahmaklık olduğunu düşünüp pişman olacağım. Seninle yeterince vakit geçiremediğimiz için kendimi suçlayacağım. Hep çok yaklaştığım ama ulaşamadığım bir mutluluğun belli belirsiz hatırası ile yaşamaya devam edeceğim. Günde 400 kelimeden fazla konuşacağım. O kadar çok konuştuktan sonra geriye dinmek bilmeyen bir özlem kalacak; işte sizleri oraya saklayacağım kardeşim…

Kardeşin,

Y.